Pandemiyle derinleşen politik, ekonomik ve toplumsal baskıların ortasında Elçin Acun ve Yasemin Kalaycı tarafından kurulan KOLİ Art Space, kuir ve feminist üretimler için nefes alabilecek bir karşılaşma zemini yaratma ihtiyacından doğdu.
Bu söyleşi, KOLİ’nin kuruluş motivasyonlarını, kolektif dayanışma pratiklerini ve dönüşen bir off-space olarak bugün hâlâ nasıl var olabildiğini kurucularının sözleriyle görünür kılıyor.
Röportaj: Buket Bal Soezeri

KOLİ’nin kuruluş süreci nasıl başladı? Sizi bu mekanı açmaya yönlendiren kişisel ya da kolektif ihtiyaç neydi?
Elçin: Koli Art Space fikri pandemi zamanı, özellikle sıkışmış hissettiğimiz ve kendimizi ifade etmek için bir alana her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bir dönemde ortaya çıktı. Türkiye’de yaşayan bir sanatçı olmanın koşulları her zaman zor olmuştur; bir de hayatın gidişatı hiç beklenmedik bir yönde devam ederken, sanatçıların var olması ya da varlık gösterebilmeleri neredeyse imkânsız hâle gelmişti. Ya da şöyle de ifade edebilirim: Sanatın gerekliliğinin sorgulandığı, yani birincil/hayati ihtiyaçlar listesinde yer almadığı bir zamanda, bizler nerede ne yapacağımızı bilemediğimiz günler yaşıyorduk.
Bunun üzerine Türkiye’nin politik ikliminde kuir olmanın ağırlığı da eklenince, bu fikir içgüdüsel bir kurtuluş umudu, nefes alabilmek için açılan bir pencere oldu. Şimdi pandemi zamanı geride kaldı ama hâlâ aynı nefes darlığı devam ediyor; hatta bu ülkede kuir olmak, o günlerden daha karamsar bir gelecek ihtimali vadediyor. Bu yüzden kolektif beraberliğin değerini hafife almamalıyız. Koli Art Space şimdilik bir uykuda döneminde olsa da, daha aktif olduğumuz günlerde edindiğimiz deneyimin, kurduğumuz bağların önemini anlıyorum. Türkiye’de yalnız hissetmek çok kolay; biz kendi aktör olduğumuz alanlarda (bu alan bizim için sanat alanı) birlikte hissedebilecek olanaklara sarılmalıyız. Yapabileceğimiz en iyi şey bu bence ve belki de aktivist olabilmeyi buradan yakalayabiliriz.

Kendi sanatsal söylemimiz politik duruşumuzla birleştiğinde ve bunu beraber olabilmenin bir katalizörü olarak algıladığımızda görünür olmayı başarabiliyoruz Böylece kuirlerin varlığı, varlığının inkârı ya da varlığının patolojikleştirilmesi hakkındaki tarihsel gerilimin karşısında ürettiğimiz söz duyulabilir hale geliyor.
Yasemin: KOLİ’nin kuruluşu benim için bir mekan açmaktan çok, uzun zamandır içimde taşıdığım bir ihtiyacın mekansallaşmasıydı. Kuir bir sanatçı olarak üretimlerimde, bedenin tarihsel ve politik yükleriyle kesişen deneyimlerden, ilişkisel kırılganlıkların taşıdığı mikro-gerilimlerden, heteronormatif yapı tarafından görünmezleştirilen ya da patolojikleştirilen arzulardan yola çıktım. Bu süreçte karşılaşma, mahremiyet, utanç, arzu ekonomileri ve performatif benlik parçalanmaları gibi temalar etrafında dolaştım; fakat bunları kamusal alanda karşılık bulabilecek bir dil, bir yapı, bir iklim bulmak her zaman mümkün olmadı. KOLİ bu yüzden benim için, yapılmamış olana doğru açılan cesur bir kolektif hamle, var olmayan bir zemini birlikte inşa etmek için atılmış radikal bir adım oldu.
Elçin’le konuşmaya başladığımızda ortak ihtiyacımızın sadece bir sergi alanı değil, bedensel, duygusal ve politik olarak nefes alabileceğimiz bir karşılaşma zemini olduğunu fark ettik. Kurumların steril, nötr ve çoğu zaman heteronormatif dili içinde kendimize yer açmayı değil, kendi mekanımızı kurmayı istedik. Dolayısıyla KOLİ’nin kuruluş motivasyonu hem çok kişisel hem de kolektif bir aciliyet taşıyordu: Kuir üretimin kendisini yeniden yazabileceği bir alan yaratmak.
Bu alanı yaratırken de “temsil edilme” ihtiyacından çok, kendi temsil biçimimizi kurma hakkını savunduk. Bu mekan, benim için aynı zamanda kendi bedenimi, sesimi ve sanat pratiğimi politik olarak genişletebildiğim bir ev haline geldi.
KOLİ’nin iki kadın kurucusu olarak kişisel yolculuklarınız ve bir araya gelişiniz mekanı nasıl şekillendirdi?
Elçin: Ben, akademisyen ve sanatçıyım. Uzun zamandır hem sanatsal üretimlerim hem de akademik çalışmalarım; toplumsal cinsiyet, cinsiyet, beden, feminizm ve kuir gibi bağlamlar etrafında şekilleniyor. Dolayısıyla bu fikir aklımda uzun zamandır vardı ve diyalog kurmak, buluşmak, birlikte bir şeyler yapabilmek, yani bağ kurmak benim için önemli.
Koli sayesinde birçok sanatçı ile beraber çalışma imkânım oldu; bir sürü yazı yazdım, sergi kurdum, kendim küratörlük yaptım, küratörlerle çalıştım. Sanatçıların sanatsal pratiklerine, düşünme biçimlerine dahil oldum; ayrıca sokak ile bağlantı kurdum, kuir bir mekânın çevre ile nasıl, ne şekilde ilişkilendiğini gördüm. Bazen galerici olarak koleksiyonerle iletişim kurmam gerekti, bazen de duvar boyadım ya da odun sobasını yaktım. Sonuçta çok şey öğrendim.
Koli bana birçok kapı açtı; ayrıca çalıştığımız birçok sanatçı da galerilerle iletişim kurdu, tanınırlıkları arttı. Başından beri amacımız bu yöndeydi: Türkiye’de sansüre uğramadan işlerini gösterebilmek ana akım galerilerde çoğu zaman mümkün değil. Biz bağımsız kuir sanatçıları, fuar gibi sanat pazarının en ticari ve gösterişçi alanında bile temsil etmek istedik. Çünkü Türkiye gibi bir ülkede kuirlerin var olduğunu kanıtlayabilmek için bulduğu her çatlaktan sızmaları gerekir. Buna ön ayak olmak istedik; başından beri ortaklığımız ve fikirlerimiz bu düşünceler etrafında şekillendi.
Yasemin: Elçin’le ortaklığımız, iki benzer hikayenin birleşmesi değil; iki ayrı deneyimin birbirini kesen, besleyen ve çoğaltan halinden doğdu. Benim kuir kimlik, kırılganlık, arzu, beden ve hafıza üzerine kurduğum üretim pratiği; onun kendi bedeni üzerinden performatif vurgular yaparak politik bedenle kurduğu ilişkiyle yan yana geldiğinde çok organik bir düşünsel zemin oluştu.
İkimiz de Türkiye’de kuir bir sanatçı olarak var olmanın hem bedensel hem duygusal ağırlıklarını taşıyorduk. Bu yüzden bizim bir araya gelişimiz bir “iş ortaklığı”ndan çok, bir dayanışma biçimiydi.
KOLİ, ikimizin birlikte taşıdığı yaralanabilirlikten güç alan bir mekan oldu. Benim için bu ortaklık mekanın duygusunu, hafızasını ve dilini belirleyen en önemli şeydi.

Koli ismini neden seçtiniz? Bu kelime sizin için ne ifade ediyor?
Elçin: Türkiye’de trans seks işçilerinin kendi aralarında gizli konuşabilmek gibi sebeplerle eskiden icat ettikleri bir dil var: Lubunca. Bu dil şimdi Türkiye’de tüm LGBTİ+ topluluğuna mal olmuş ve kültürel bir hafızası, anlamı olan bir dil. “Koli” kelimesi bu dilde partner, müşteri, tek gecelik takılma partneri gibi anlamlara geliyor. Bu kelimeyi seçmemizin ilk sebebi bu Lubunca anlamı; bilenler için bir parola gibi. Diğer sebebi de aslında özgür, demokratik bir alana işaret etmesi.
Yani koli kutusunun sabit, katı bir yapısı yoktur; taşınabilen, bozulup tekrar yapılabilen, başka amaçlar için kullanılabilen bir kutudur. Klasik anlamdaki galeri alanını ifade eden beyaz küpten farklı bir anlamda; deneyselliğe açık, daha akışkan bir yapı olarak hayal ettik ve bu bağlamda da kuir bir tarafı olduğunu düşündük.
Yasemin: “Koli” kelimesi benim için kuir topluluğun kendi iç dilinde kurduğu sıcaklık, mahremiyet ve dayanışma hissini taşıyor. Lubunca’da partnerlik, yakınlık, ilişki hali… Yani birbirine tutunan, birbirine görünür olan bedenlerin kurduğu bağ. Bu yüzden mekânın isminin “KOLİ” olması, benim için bir açıklama değil; bir niyet beyanıydı.
Bu ismin ikinci katmanı ise “kutu” anlamına dayanıyor. Biz mekanları çoğu zaman statik yapılar olarak değil, yaşayan organizmalar gibi düşündük; nefes alıp veren, ihtiyaç duydukça biçim değiştirebilen, yer değiştirebilen, kimi zaman büyüyen kimi zaman kabuğunu atan varlıklar olarak. KOLİ’de en başından beri sabit bir kurumsallığa değil, hareket etme kapasitesine, dönüşebilme yetisine ve esneyebilen bir yapıya sahip kuir bir bedenselliğe göre tasarlandı. Bu yaklaşım, birlikte tartıştığımız, üzerine uzun süre düşündüğümüz ve ortaklaştığımız bir perspektifin sonucu. Yani isim hem politik hem gündelik, hem oyunbaz hem de kararlı bir tavır içeriyor. Bizim için KOLİ, hem bir topluluğa ait olma hali hem de kendi mekansal bedenimizi yaratma biçimimizdi.
Türkiye’de kuir ve feminist bir sanat alanı kurmak nasıl bir deneyim? Olumsuzluklar yanında motivasyonunuzu diri tutan şey nedir?
Elçin: Türkiye’de kuir veya kadın olmak her geçen gün zorlaşıyor; kamusal alanda kendimizi tehdit altında hissediyoruz, meydanlarda varlık göstermemiz mümkün değil. 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü ya da Pride Türkiye’de artık yapılamıyor. Muhalif olabilmek, baskın söylemin dışında bir şey söylemek ya da düşünmek bile risk haline geldi. Bu yüzden dayanışmaya ve beraber olmaya hepimizin çok ihtiyacı var.
Biz, başlangıç olarak kendimizi ifade edebilmek, yalnız olmadığımızı hissedebilmek için bu girişimde bulunduk ve bu alanı her zaman kendi aktivizm alanımız olarak gördük. Kendimizi korumak için alternatif aktivizm biçimleri geliştirmek zorunlu hâle geldi ve sanatı politik bir araç olarak benimseyen kişiler olarak KOLİ’nin bize sağladığı en önemli şey, iktidar bizi görmezden gelse de, yasaklamaya çalışsa da her zaman bir yol bulabileceğimizi göstermeseydi. Bu, iyi hissettiriyor. Ayrıca aynı galerilerin, aynı sanatçıların, aynı küratörlerin arasında sanat alanında da alternatif üretebilmek çok önemli. Çünkü aynı galerilerin, aynı sanatçıların, aynı küratörlerin belirlediği dar bir çevrede her şey belirli insanların inisiyatifinde, beğenisinde ve bakışında şekilleniyor. Biz ise bu ortamda kendine yer açmakta çeşitli nedenlerle zorlanan sanatçılar ve kendimiz için başka ihtimaller yaratmaya çalışıyoruz.
Yasemin: Türkiye’de kuir bir mekan yaratmak, başlı başına politik bir eylem. Bu eylem bazen bedensel olarak yorucu, bazen duygusal olarak ağır, bazen de güvenlik açısından endişe verici olabiliyor. Kamusal görünürlüğün risk taşıdığı bir coğrafyada, sanat alanını kuir bir yerden kurduğunuzu söylemek bile bir tür direniş hattı. Fakat tam da bu nedenle KOLİ’nin bana verdiği motivasyon çok güçlü. Çünkü bu mekan sadece bir duvar, bir oda, bir sergileme alanı değil; bir karşılık bulma, bir yankı yaratma alanı oldu. Bize dokunan sanatçılar, izleyiciler, komşular, kolektifler hepsi KOLİ’nin varlığının aslında ne kadar gerekli olduğunu hatırlatıyor. Biz bu mekanı açmasaydık, bizim gibi düşünen pek çok kişi kendisine ait bir yer bulamayacaktır diye düşünüyorum.
Kuir üretimler temsil edilmek değil, kendi temsillerini icat etmek ister. KOLİ bu icat alanını nasıl koruyor?
Elçin: Feminist sanatın ilk yıllarından, yani 1970’lerden beri kadın sanatçılar ve feminist teorisyenler, kadın bedeninin temsili meselesi üzerine çalışıyorlar. Özellikle sanat alanında kadın bedenini seyirlik bir arzu nesnesi olmaktan çıkararak; maddi varlığı olan, kanayan, doğuran, kırılgan ve yaralanabilir gerçek bir beden olduğunu ve dolayısıyla politikadan bağımsız olamayacağını vurgulayan işler üretiyorlar. Amaçları, kadın bedeninin temsilini baskın patriyarkal söylemin elinden alıp kişisel deneyimlerini de işin içine katarak, ideallik dayatmasından bağımsız bir temsil biçimi elde etmek; bir anlamda kendi varlıklarını müzedeki duvardan indirip gerçek bir beden olduklarını kanıtlamak.
Çünkü biliyorsunuz, sanat tarihinde kadın özne çoğunlukla resmin konusu ya da büyük “deha” erkek sanatçıların ilham perisi olarak ele alınmış; tarihte erkek sanatçıların işgal ettikleri statüde bir kadın sanatçı yokmuş gibi yazılmıştır. İşte 70’ler ekolü feminist sanatçılar ve teorisyenler bu temsili dönüştürebilmek için çalıştılar.
Sanatçılar bu bağlamda kendi bedenlerini kullanarak birçok performatif iş ürettiler ve aslında bu üretim biçimi, bedenleri üzerindeki söz hakkını geri kazanabilmeleri için bir alan açtı. Nihayetinde bedenin bir direniş alanı olduğunu da kanıtladı diyebilirim. Bu anlamda feminist sanatın açtığı yoldan queer sanatçıların da ilerlemesi tesadüf değil; kendi temsil biçimlerini kendileri oluşturuyorlar.
Kolinin buradaki duruşu da bunu destekleyen bir yerden geliyor; özellikle sansür konusunda galerilerin tavrının tam karşısında durmaya çalışıyoruz. Ben de kendi bedenimle çalışan bir sanatçıyım ve bu mesele benim de sürekli gündemimde. Bu yüzden konuya özellikle dikkat etmeye çalışıyoruz.
Yasemin: Kuir sanat pratiğini hiçbir zaman hazır bir kategori ya da oturmuş bir estetik olarak düşünmedim; daha çok sürekli yeniden yazılan, kendi sınırlarını durmadan sorgulayan ve çoğu zaman sınırları bütünüyle reddeden bir süreç oldu. Bu nedenle KOLİ’yi bir mekândan çok, bu icadın mümkün kılınabileceği bir laboratuvar olarak görebiliriz. İcat alanını koruma biçimimiz de organik bir zeminden doğuyor. Öncelikle sanatçıyı belirli bir temaya, temsil biçimine ya da estetiğe sıkıştırmıyoruz; KOLİ’nin küratoryel yaklaşımı bilinçli olarak normatif bir yapı taşımıyor. Eksik olanın, yarım kalanın ya da kaba görünenin de değerli olduğuna inanıyoruz; çünkü kuir üretim çoğu zaman tam da bu tamamlanmamışlığın içinden doğuyor.
Bir diğer önemli nokta duygusal güvenlik: Sanatçının bedenini, arzusunu ve kırılganlığını sansürsüzce ortaya koyabildiği bir ortam yaratmak, bu da estetik bir hassasiyetten önce gelen bir etik mesele. KOLİ’de öncelik her zaman temsilden ziyade temas kurabilmek; yani sanatçının kendi beden bilgisinden ve deneyiminden çıkan dili özgürce inşa edebilmesidir.
KOLİ’nin en güçlü yanı belki de bu: Kuir estetiği dışarıdan öğretilebilir veya sabitlenebilir bir kategori olarak görmek yerine, bedenlerden, deneyimlerden ve ilişkilerden kendiliğinden türeyen bir süreç olarak ele alıyoruz. Bu yaklaşım, mekanın gündelik pratiklerine ve üretim biçimlerine doğrudan yansıyor.
Off-space’lerin dayanışma ağı yaratmadaki rolü üzerine ne düşünüyorsunuz? Bu dayanışmaya neden ihtiyaç var?
Elçin: Sanat üreticileri arasındaki güncel harekete baktığımızda, off space fikrinin güvenli ve steril alanın dışında kalan, kendine yer bulamayan sanatçılar için çok değerli olduğunu görüyoruz. Bu fikir aynı zamanda birleştirici bir güç ve önemli bir dayanışma ağı kurma biçimini de temsil ediyor. Bu anlamda bu tür bir dayanışma fikrinin sanatçı temelinde içinde bulunduğu çevreye ne kattığını düşünüyorsunuz? Bu tür bir dayanışmaya neden ihtiyaç var?
Türkiye’de sanat alanının tarafsız ve bağımsız olmadığını düşünüyorum. Elbette dünyanın hiç bir yerinde sanat kapitalizmden bağımsız olamıyor ama Türkiye biraz daha kısıtlı bir alan; sanata politik bir bakış açısıyla baktığınızda ya da dekoratif olamayan işler üretitiğinizde kendinize yer edinmeniz oldukça zor. Bu yüzden herhangi bir kuruma bağlı olamayan ve kar amacı gütmeyen bir ifade alanı yaratmak iletişim kurduğumuz sanatçılar ve kendimiz için özgür üretim yapabilmeye ihtiyacının ötesinde bir hayatta kalma biçimi haline geliyor.

Yasemin: Off-space’lerin en büyük katkısı, merkezi kurumların dışında bırakılan sanatçıların kendi merkezlerini yaratabilmesidir. Bu, benim için her zaman politik bir mesele oldu; çünkü kuir bir sanatçı olarak “merkez”e doğru yürüdüğüm anlarda kapı çoğu zaman tam açılmıyor, açıldığında ise bizi dönüştürme, yumuşatma ya da uyumlandırma beklentisiyle açılıyor. Bu yüzden off-space dayanışması özgür bir üretim zemini sunuyor; sanatçının kendi sesini olduğu gibi taşıyabildiği, elekten geçmek zorunda kalmadığı bir alan yaratıyor. Aynı zamanda yeni topluluk biçimlerinin kurulmasına imkan tanıyor; KOLİ’nin etrafında biriken insanlar, alternatif bir kültürel ekosistem örüyor. Ve elbette, bu dayanışma bir direniş hattı oluşturuyor yalnızlığın ağırlığını politik bir kırılmaya dönüştüren kolektif bir güç. Bu tür bir dayanışmaya duyulan ihtiyaç da tam burada beliriyor: Kurumların içine sığamayan pratikler, ancak birbirlerine yaslanarak varlığını sürdürebiliyor. KOLİ’nin bu yaslanma halinin parçası olması benim için büyük bir gurur.
KOLİ’nin geleceği hakkında nasıl planlarınız var? Yakın dönem projeleriniz ve dönüşüm hayalleriniz neler?
Elçin&Yasemin: KOLİ’nin geleceğine dair planlarımız artık sabit bir mekâna dönüşme arzusundan çok, varlığımızı koşullara göre yeniden tanımlamaya yöneldiğimiz bir noktada. 2023’te pandemi sonrası ağırlaşan ekonomik koşullar, artan enflasyon ve kâr amacı gütmeyen bir yapı olmamız nedeniyle Kadıköy’deki fiziksel mekânımızı kaybettik. Mekânı kapattıktan sonra Feshane’deki toplu sergiler gibi projelere katıldık; fuarlarda yer aldık, atölyeler düzenledik, başka mekânlarda küratörlü sergiler organize ettik ve farklı inisiyatiflerle işbirlikleri geliştirdik. Bu yolla etkinliklerimizi sürdürmeye çalışsak da, mevcut politik ve ekonomik atmosfer nedeniyle yeniden bir mekânlaşma şu anda gerçekçi görünmüyor.

Zaten KOLİ’yi en başından beri sabit olmayan, değişebilir bir yapı olarak hayal etmiştik; bu yüzden mutlaka fiziksel bir mekâna ihtiyaç duymuyoruz. Gelecekte de bizim gibi düşünen başka inisiyatiflerle bağlantı kurarak beraber projeler geliştirmek istiyoruz, başka şehirlerde yaşayan kuir sanatçılar tanımak istiyoruz, açık çağrılar düzenleyip farklı mekanlarda sergiler yapmak istiyoruz yani biraz İstanbul sınırlarından çıkmak ve dışarıya bakmak, biraz da misafir misafir olmanın imkânlarını araştırmak niyetindeyiz. Bugün KOLİ’nin sürdürülebilirliği, ortaklıklar ve dayanışma pratikleri üzerinden mümkün; varlığımızı da tam olarak bu esnek, göçebe ve kolektif olanaklar içinde çoğaltarak sürdürmeyi hedefliyoruz.






Yorum bırakın