Bir Hikâyeyi Fotoğrafla Kurmak Üzerine | Ci Demi ile Röportaj

“…Konuşma, duyulma, anlamaya karşı hissedilen sonsuz bir arzu bu. Semantik zıpçıktılık yapmak istemem ama bu örneği severim: Sokağı belgeleyerek bir sokak fotoğrafçısı olabilirsiniz, veya sokakta çekilmiş fotoğraflarla bir hikâye anlatmayı seçebilirsiniz. İlki sizi kamera kullanan biri yapar, ikincisiyse anlatıcı.”

Sanatçı Ci Demi ile bu röportajda, fotoğrafı bir ifade biçimi olarak nasıl kullandığını, hikâye anlatıcılığına yaklaşımını, üretim sürecinde İstanbul’un rolünü ve daha fazlasını konuştuk. Keyifli okumalar.

Fotoğraf hayatınıza nasıl girdi ve bunu hangi noktada sanatsal bir yere taşımaya karar verdiniz?

Her şey 2013’te, Gezi Parkı ayaklanmasıyla başladı. Telefonumla protestolarda, etrafımda olup biteni çekmeye başladım. Doğrusu nedenini tam olarak bilmiyorum; istisnai zamanlardı ve belgelemek öncelikli refleksim olmuştu. Kısaca: Oradaydım, ben de fotoğraf çektim. Bundan iki yıl sonra da kendime bir kamera aldım; başlangıcın asıl miladı bu bence, çünkü artık hikâyeler anlatmak istiyordum ve bunu fotoğrafla nasıl yapabileceğimi iyiden iyiye çözmüştüm.

Fotoğraftan önce daima yazı yazardım, ama yazdıklarımda hayati bir şey eksikti: Hayatın içinde değildim. Kameramla, artık bana ait bile olmayan maceraların içinde buluyordum kendimi, beni bir yerlere sürüklüyordu. Ben de yapmaya devam ettim. Çektiğim hikâyeleri konuşmak istiyordum; susmamacasına anlatmaya başladığımdaysa fotoğraflarım sanatsal bir işlev yüklendi.

Ci Demi “Şehir Fikri (Notion of a City)”

Fotoğrafı bir aracı olarak görüyorum; izleyeni doğrudan fotoğrafçının zihnine veya kalbine bağlayan bir araç başka bir deyişle bir yöntem. Elbette fotoğrafı birçok şekilde tanımlayabilir, üstüne konuşabiliriz fakat ben sizin çalışmalarınızın öncelikli olarak bu tür bir hikayeleşme üzerinden daha samimi okunabileceği kanaatindeyim. Fotoğraflarında tanığı olduğumuz anların sizin dünyanızla olan ilişkisinden bahseder misiniz?

Fotoğraf çekerken ortaya her şeyimi koyuyorum, tüm kartları açıyorum; filtresiz bir ben söz konusu. Gerçi, hayatımın her alanında böyle olma eğilimindeyim; lafı dolandırmadan söyleyiveririm. Fotoğraf, bir söyleyivermektir bu açıdan. Elbette farklı katmanlar var ama söylediğim her şey adil ve ilkeli olmalıdır benim için.

Mesele, fotoğraf gibi biri olmak; eşsiz bir sevgiyle buluşup, birbirine dönüşme haliyle de açıklanabilir. Son derece escapist birinin, yanimbenim, yaşama dahil olmaya dair en geçerli bahanesi fotoğraf. Bu açıdan, fotoğraflarıma göz attığınızda gördüğünüz şey, tamamiyle ben, başka hiç kimse ve hiçbir şey değil.

Fotoğraf herkesin hayatının merkezinde olan, kaydetmek, iletmek, hatırlamak veya hatırlamamak üzerine onlarca anlama sahip. Fotoğraf sanatçısı bu noktada hepsinden ayrılıyor ve böyle bakarsak bir fotoğraf sanatçısını, fotoğraf çeken başkalarından ayıran özellikler nelerdir?

Kendimi tekrar edeceğim ama: Ayrıştırıcı nitelikteki tek şey, bir hikâyeyi didikleme ihtiyacı bence. Süreğen anlatılar oluşturmaya dair duyulan, durdurulamaz bir istek. Fotoğraf da salt bir belge olmaktan ayrılıyor bu noktada.

Ci Demi, İstanbullu (The Istanbulite), 21 March – 9 April 2025, Photoreportage

Saydığınız işlevler, benim fotoğrafım için de geçerli; sadece, bir derdi yükleniyorum ben bunları yaparken. Konuşma, duyulma, anlamaya karşı hissedilen sonsuz bir arzu bu. Semantik zıpçıktılık yapmak istemem ama bu örneği severim: Sokağı belgeleyerek bir sokak fotoğrafçısı olabilirsiniz, veya sokakta çekilmiş fotoğraflarla bir hikâye anlatmayı seçebilirsiniz. İlki sizi kamera kullanan biri yapar, ikincisiyse anlatıcı.

İstanbul hem kişisel hem de kültür tarihimiz açısından hepimizin hafızasında önemli ve ayrıcalıklı bir yere sahip. Sizin çalışmalarınızda da sıklıkla bu kentin hafızasına özenle aktarılan anları görüyoruz. Bu hafıza aktarımı, bize aktardığınız an’ın samimiyeti oldukça etkileyici ve gerçek. Bu anlamda İstanbul sizin için nasıl bir anlam taşıyor, bu kentin hızı, kaosu ve bitmek bilmeyen enerjisi sizin üretiminizi nasıl etkiliyor?

Ben İstanbulluyum; batı Asyalıyım, doğu Avrupalıyım (“Orta doğulu” demiyorum çünkü bu kolonici bir tabir). Bu şehir, kemiklerime işlenmiş bir kimlik benim için. Öte yandan; şehri kelimelerle, layıkıyla tarif etmekte güçlük çekiyorum çoğu zaman.

Hız, kaos ve enerjiden başlayalım: Ben bu üç kelimeyi yok sayıyorum buradaki yaşamımla debelenirken, çünkü var oluşumu karşılamakta çok düşük kalıyorlar. Zaman, ihtimaller ve yön diyelim bunlar yerine.. Böyle düşününce, benim üretimimin çıktısı zaten başlıbaşına şehirlileşiyor.

Demek istediğim,her fotoğrafta, buraya ait olmayı irdelediğimi düşünüyorum. Bu kelimeler, benim olduğum kişiyi belirliyorlar ve ortaya kişisel anlatılar çıkıyor. En önemli, birincil etkisi bu olmalı.

Unutursan Darılmam serisini konuşalım biraz. Bu seri bir önceki soruda da bahsettiğim kültürel hafızayı örnekleyen ama bir yandan da bu hafıza kaydını öznel bir duyguyla yansıtan şahane bir seri. Üsküdar, Kadıköy, Eminönü ve dahası.. en önemlisi de herkes için bir tür İstanbul Hatırası; Sait Faik’in bir öyküsünde geçen bir güzel İstanbul tasviri sanki. Bu seri özelinde fotoğraflarınızın bu şiirsel anlatısına ilişkin neler söylemek istersiniz?

Güzel sözleriniz için teşekkürler. Unutursan Darılmam, benim en uzun soluklu hikâyem; 2018 ile 2024 yılları arasında çekilmiş fotoğraflardan oluşuyor. Haliyle, kendime ve şehre dair geniş bir hafıza aralığına tekabül ediyor.

Ci Demi, “Unutursan Darılmam” 2018-2024

Şiirsel denebilir bu fotoğraflar için, çünkü İstanbul’u terk etmek ile İstanbul’da kalmak arasında gidip geldiğim yılların hikâyesi bu. İstanbul’da fotoğraflar çekerken, İstanbul’u özlemek hissiyle yüklü.

Ci Demi, “Unutursan Darılmam” 2018-2024

“Ya gidersem” diye belgelediklerim; aynı anda hem uçucu, hem de kalıcı fotoğraflar. Hâlâ ve ısrarla buradayım şimdi. Belki de “Ya asla gidemezsem”in fotoğraflarını çekmenin zamanı gelmiştir, bilmiyorum.

Kent fotoğrafları; kentsel dönüşüm, kent tahribatı, kültür varlıklarının korunması ve güncel politik atmosferle ilişkili arşivsel kayıtlardır. Hatta, orada yaşayanların psikolojik durumlarına dair bile fikir verebilen bir tür dönem raporu olduklarını da söyleyebiliriz. Bu açıdan baktığımızda, geçmişe kıyasla artık daha iyi bir İstanbul vaadetmeyen bu kayıtlar, sence kente (aslında her şeye ve herkese) yönelen tahribat mekanizmalarına karşı güçlü bir direniş biçimi olarak görülebilir mi?

Hayatlarımızı talan eden bir şey olduğu kesin ve buna karşı bir direnç söz konusu; fotoğraflar bu bilgiyle birlikte geliyorlar. Her çileden çıkarıcı haberden sonra “Bu da oldu” diyoruz ya bazen, aslında fotoğrafı buna benzetmekte bir sakınca yok. “Burada bu oluyordu ve ben buradaydım” diyor fotoğraf da. Daha belgesel yöntemler seçebilirdim, spesifik olayların izlerini sürebilirdim belki ama benim sahiplendiğim yöntem, şehrin içinden geçip gitmek üzerine kurulu.

Ci Demi, İstanbullu (The Istanbulite), 21 March – 9 April 2025, Photoreportage

Öte yandan, fotoğraf göstermediği kadar da vardır. Yani daha olumlu bir çerçeve çizmek mümkün olabilir miydi? Kesinlikle. Ama fotoğrafın, neyin sesini yükseltmesi gerektiğini, kamerayı kullanan kişi olarak ben belirliyorum. Benim de bir derdim var olup bitenle. Bakışımı yıllarca protestoları çekerek eğittim; itiraz, fotoğrafımın doğasında var.

En güncel çalışmalarınızdan biri olan Manda Festivali önemli bir hafıza kaydı. Bu projeyi biraz anlatır mısınız?

Her şey Climavore x Jameel at RCA‘in bana bir teklifle ulaşmasıyla başladı. Festivalin dördüncü edisyonu için mandalar ve sahiplerinin portrelerini çekmemi istediler. Büyük bir hevesle kabul ettim, çünkü İstanbul’un hikâyesinin her zaman duyulmayan ama biricik parçalarından biri mandalar.

Ci Demi “Manda Festivali” 2025

Henüz projeye başlamadan önce dahi istisnai önemlilikte bir işe giriştiğimizi biliyordum; belki de İstanbulun son manda ve mandacılarını fotoğraflıyorduk. Şehrin periferisindeki değişimi veya yıkımı işaret eden emarelerin de fotoğraflarını çektim. Hepsini yan yana koyduğunuzda, apayrı bir hikâye ortaya çıkıyor; benim şimdiye kadarki şehre dair işlerimden bir hayli farklı, ama hala şehirle derinden ilgili. Ve artık bu fotoğraflar var, hikâyenin izini sürmeyi bırakmam da düşünülemez; çekmeye devam edeceğim.

Ci Demi “Manda Festivali” 2025

Çalışmalarınızda renk ve ışık da perspektif gibi size ait bir imza. Bir noktadan sonra sizin fotoğraflarınızı görünce ismi bilmesek bile artık o fotoğrafı çekenin siz olduğunu bu sayede (ışık, renk, perspektif) hemen anlayabiliyoruz. Bu anlamda renk ve ışık tercihlerinde sizi yönlendiren unsurlar neler?

Bir fotoğrafçı için bunları duymak çok güzel, çünkü sadece bir scroll ile sayısız görsele erişilebildiğimiz zamanlarda, ayrıştırıcı özellikleri olan bir iş yapmak güç.

Bunların hepsi, Dario Argento‘nun Suspiria‘sının renklerini kopyalamaya çalışmamla başladı; yıl 2017 olmalı. O renk hikâyesine aşık olmuştum çünkü. Elbette başaramadım çünkü o zamanlarda bunu yapabilecek teknik bilgim kısıtlıydı. Neredeyse bütünüyle yanlışlıkla, yepyeni bir renk paletiyle baş başa kalmıştım. Bu renkleri sahiplendim ve çektiğim her yeni fotoğraf ile geliştirmeye devam ettim.

Ci Demi, “Fabric” 2017, Short-term story

Uzun süre, fotoğraflarımdaki sessiz gerilimi bu renkler sayesinde aktarabildiğimi düşündüm. Bunun o kadar da doğru olmadığını şimdilerde anlıyorum çünkü palet bir hayli değişti ve o his hala orada (hem gördüğüm, hem duyduğum kadarıyla). Kendini doğurmuş bir kehanet gibi biraz.

Işık konusundaysa; benim fotoğraflarım karşılaşmalar üzerine kurulu, o yüzden ışıkta hep seçici olamıyorum, bu yüzden gündüz bile flaş kullanıyorum. Güçlü ışığın verdiği iki boyutluluk hissi ve donukluğa bayılıyorum.

Son olarak güncel ve gelecek çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Şu sıralar This Peculiar Day (Bu Tuhaf Gün, 2023 – Devam ediyor) hikâyemi çekmeyi sürdürüyorum. Daha politik ama belki de her zamankinden bile daha sakin bir gidişatı var.

This Peculiar Day (Bu Tuhaf Gün, 2023 – Devam ediyor)

Diğer yandan, Unutursan Darılmam bir fotoğraf kitabına dönüşüyor; 2025’in sonlarında FiLBooks ile yayımlamayı planlıyoruz.

Bu özenli sorular için teşekkür ederim.

*tüm fotoğraflar sanatçının izniyle kullanılmıştır.

Yorum bırakın