Sanatsal Bir Temsiliyetin Ötesinde;Toplumsal Normlar ve Cinsiyet Kodları

Kişisel Bir Hatıra; “8 Yaşımdaki Sünnet Düğünüm” | Bilal Can Kara

Yazar:Buket Bal Soezeri

Bilal Can Kara, kişisel belleğindeki belki de en kırılgan anlardan birini sanatsal bir sorgulama alanına dönüştürerek izleyici ile paylaşıyor. Sekiz yaşında sünnet düğününde çekilen bir fotoğraftan yola çıkarak ürettiği “8 Yaşımdaki Sünnet Düğünüm” isimli multidisipliner projesiyle, her türlü sansürün herkes için dayatıldığı bir ortamda bizlere kıymetli bir düşünme ve tartışma zemini sunuyor.

Bilal Can Kara “8 Yaşımdaki Sünnet Düğünüm”

Günümüz Türkiye sosyo-kültürel yapısının gerginliği içerisinde oldukça cesur bulduğum bu çalışma üzerine düşünmenin; belleğimizde kökleşmiş travmaları konuşmanın önemli bir tavır olduğu kanaatindeyim. Kişisel bir hatıra olmanın kırılganlığından aldığı güçle toplumsal birçok meseleyi gündeme getiren sanatçı, bu tavrıyla bastırılanları görünür kılarken ihtiyaç duyulan bir özgürlük ortamı yaratıyor. Gelenek ve kültür aracılığıyla maruz kalınan bir yarayı tartışmaya açıyor ve kullandığı malzeme seçimleriyle üretimini aynı zamanda görsel bir şölene dönüştürüyor.

Bilal Can Kara “8 Yaşımdaki Sünnet Düğünüm”

Sünnet ritüelinin kolektif hafızada ne tür bir beklentiyle kutlandığını aktaran sanatçı, çalışmasını şu şekilde ifade ediyor:

“Altın, sünnet ritüelinde sadece bir hediye ya da süs değildir. Bacak arasına yerleştirilen altınlar, bedensel merkeze yüklenen anlamların görsel temsilidir. Bu bölgeye konumlanan altın, toplumsal cinsiyetin bir noktaya indirgenmesini; yani erkekliğin, fiziksel varlıkla tanımlanmasını sembolize eder.

Bu konumlandırma, çocuk bedeninin geleceğine dair bir vaattir: erkekliğin yüceltilmesi, taşıdığı potansiyel üzerinden ödüllendirilmesidir. Bu ışıltılı sembol, görünürde törensel bir süsleme gibi dursa da aslında kimliğin şekillendiği alanı işaret eder.”

Bilal Can Kara “8 Yaşımdaki Sünnet Düğünüm”

Yani bu çalışmalarda rastlantısallık söz konusu değildir. Sanatçının tasarladığı her kostüm; her renk, her desen, her dikiş-nakış, altın kullanımı, tasarımın bütünü ve biçimi sanatçının kişisel geçmişine dair bir hatırlatmayken aynı zamanda geleneksel bir ritüeli yansıtan önemli ayrıntılardır. Bu sayede sanatçının estetik seçimlerinin ardında yatan eleştirel niyeti de anlayabiliyoruz. Kara’nın üretiminde kostüm yalnızca bir kostüm, altın yalnızca bir süs, güvercin yalnızca bir kuş değildir; hepsi toplumsal belleğin derin katmanlarına dokunan imgelerdir.

“Bu görünüm, formunu ve rengini doğrudan bir şehir güvercininden alır. İlham alınan ölü güvercin fotoğrafı, yalnızca dramatik bir imge değil; kostümün yüzeyine ve yapısına dair somut bir referans noktasıdır. Gri ve siyahın birbirine karıştığı tüy geçişleri, kumaş seçiminde ve desen uygulamalarında pantone referansı olarak kullanıldı. Paçalı güvercinin ayaklarındaki fazlalık, süs gibi görünen ama hareketi sınırlayan detaylar, sünnet kıyafetlerinde yer alan gösterişli ama bedeni kısıtlayan unsurlarla örtüşür.”

Bilal Can Kara’nın işi bize ritüellerin yalnızca bir kutlama ya da aidiyet göstergesi olmadığını, aynı zamanda beden üzerinden işleyen sessiz bir iktidar dili taşıdığını hatırlatıyor. Geleneksel bir ritüel aracılığıyla bir cinsiyete/bedene yüklenen anlamların yıllar sonra bir sanat yapıtına dönüşmesi, kişisel belleğin nasıl bir direnç alanı yaratabileceğinin de somut bir göstergesidir. Kendi hikâyesinden yola çıkarak yarattığı bu ifade alanı, izleyiciyi sadece bakmaya değil, düşünmeye ve sorgulamaya da sevk ediyor.

En kuvvetli hislerimi özetlemem gerekirse; bireysel bir hikâyenin sanatsal bir temsili olmanın ötesine geçen bu çalışma, hem hatırlamanın ve yeniden düşünmenin değişim için bir başlangıç olması temennisi hem de katı kültürel kodların bedene ve cinsiyete yüklediği anlamların toplumsal normları nasıl şekillendirdiğinin bir ifadesi.

Böylece “8 Yaşımdaki Sünnet Düğünüm” kişisel bir anının ötesinde, karşısına çıktığı herkes için bir sorumluluk alma alanı olarak yeniden inşa edilebilir.

Yorum bırakın