Röportaj | Robin Çoban “Benim için sanatta her zaman duygunun var olması önemli bir noktadır.”

Robin Çoban, heykelleriyle sessiz ama yoğun bir iç dünya kuruyor. Bedeni hem malzeme hem mecra olarak ele alan sanatçı, çatlak, boşluk ve doku gibi detaylarla kırılganlığın biçimlerini araştırıyor. İnşa etmekten çok eşlik etmeyi andıran bu süreçte, her iş bir iç gerilimin neredeyse fısıldayan bir duygunun taşıyıcısı hâline geliyor.

Bu söyleşide, Robin’in üretim pratiğiyle olan ilişkisini, sabırla şekillenen ritmini ve bedenin taşıdığı hafızayı konuştuk.

Röportaj:Melis Dumlu

Papier-mâché’nin kırılganlığını kavramsal bir düşünceyle mi seçtin, yoksa zamanla mı kendini sana kabul ettirdi?

Evet, ben de malzeme seçiminin sanatta anlatılan duygu ve düşünceyle, yaratılan formla iş birliği yapmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Akademide modelaj atölyesinden sonra ikinci atölyem mermerdi ve mermer, her zaman hayranlık duyduğum bir malzeme oldu. Onun ağırlığı ve karakteri, istediğin formu ona dayatamayacağını; aksine, onunla uyumlu ve sabırlı bir dil geliştirmen gerektiğini öğretiyor. Bu süreçte, her çalışmaya başlamadan önce mutlaka desen, maket ve planlama aşamalarını içeren bir hazırlık sürecinden geçiyorum.


Arayış, 2022, Papia Maşa, 35x40x20 cm

Papier-mâché tekniğini kullanmaya başlamam ise küçük figürlü kompozisyonlar üzerine çalışırken gelişti. Başlangıçta bir malzeme arayışı sürecinin parçasıydı, ancak çok kısa sürede beni heyecanlandıran ve kendine çeken bir teknik haline geldi. Kağıdın diğer malzemelere göre daha hassas oluşu, elimde parçalanması bana her zaman insanın da yaşamı sonlu bir varlık olduğu duygusunu hissettirdi. Bu da muhtemelen kağıdın, diğer malzemelere göre daha geçici ve kırılgan olmasıyla bağlantılı.

Bu teknikle aramda güçlü bir bağ oluştu diyebilirim; sürekli yeni şeyler keşfediyorum. Ayrıca kimyasal ve toz içermediği için her yerde rahatça kullanabileceğim bir yöntem olması da benim için büyük bir avantaj.

 

Figürlerin çoğu zaman bir gerilim içinde, sanki hem genişlemek hem de daralmak istiyorlar. Bu gerilim senin için ne kadar kişisel? Figürlerin beden dili ve ifadeleri senin yaşantından, düşüncelerinden izler taşıyor mu, yoksa daha çok kavramsal bir sorgulamanın sonucu mu?

Sanat pratiğimin ilk dönemlerinde ürettiğim eserler, daha çok sosyo-politik meseleler üzerinden kendi duygularımı ve toplumsal problemlere bakışımı ifade eden kompozisyonlarla şekilleniyordu. Çalışmalarımda sürekli genişlemeye, rahatlamaya ve özgürleşmeye çalışan figürler vardı. Bu yaklaşımın biraz güdüsel olduğunu düşünüyorum; aslında sanatın kendisi de büyük ölçüde güdüsel bir süreç.

Sıkşanlar, 200X255X145 ,Alüminyum döküm,2024

Özellikle Sıkışanlar serisinde, figürleri baskılayan soyut formlardan kurtulmaya çalışan ikili, üçlü ya da tekil figürlü kompozisyonlarla mücadele ve anlam arayışını ele aldım. Daha genişlemeye çalışan formlar, aslında benim de kendi içimde dış etkenlere karşı verdiğim mücadelenin bir yansımasıydı. Ancak pandemi süreciyle birlikte, psikolojik olarak daha depresif ve sorgulayıcı bir döneme girdim. Bu süreçte içe dönük formlarla ve benlik meselesiyle daha fazla ilgilenmeye başladım. Bunu üretim sürecimde hemen fark etmemiş olsam da, geriye dönüp baktığımda çizdiğim desenlerde ve küçük maketlerde bu değişimi net bir şekilde görebiliyorum.

Sıkşanlar, 40X45X25,  Polyester, 2024

Bu dönemde ortaya çıkan bazı içe kapanık formların, sert ve kalıcı bir malzeme olan mermerle daha uyumlu olacağını düşündüm ve bu yüzden onları mermerden heykellere dönüştürdüm. Sonraki süreçlerde ise, yaşamsal deneyimlerimle birlikte ürettiğim formlar bazen rahatladı, özgürleşti, bazen içine çekildi, bazen de çözülmesi gereken bir problem gibi düğümlere dönüştü. Figürlerin taşıdığı gerilim, benim kendi iç dünyamdaki değişimle paralel olarak dönüşmeye devam etti. 

 

 Sanatında Egon Schiele ile nerede buluştuğunu düşünüyorsun? Onun sanatıyla hangi ortak noktaları paylaştığını hissediyorsun?

Egon Schiele’nin eserlerindeki duygunun benim işlerimde de hissedilmesi tesadüf değil, çünkü o, sanata başladığımdan beri beni en çok etkileyen sanatçılardan biri. Schiele’nin en çok hayranlık duyduğum yönü, insan varoluşunun en çarpıcı ve kırılgan yanlarını dışavurumcu bir şekilde yansıtabilmesi. Çizgilerindeki özgünlük, boyama tekniği ve figürlerindeki gerilim ile sanat tarihinde çok özel bir yere sahip olduğunu düşünüyorum.

Özellikle Jean-Paul Sartre’ın Bulantı kitabının kapağındaki Schiele deseni beni her zaman etkilemiştir. Bu ilgiden yola çıkarak, Schiele’nin en beğendiğim üç desenini, kendi plastik anlayışımı koruyarak ama desenden de çok uzaklaşmadan, papier-mâché tekniğiyle yorumladım. Kağıdı tercih etme sebebim ise, onun hassasiyetinin, sıcaklığının ve aynı zamanda geçici ve kırılgan yapısının, Schiele’nin eserlerindeki varoluşsal duyguya uyacağını hissetmemdi.

 

Eğer bir izleyici senin heykellerinden tek bir şey alıp götürecek olsaydı, bunun ne olmasını isterdin? Yoksa bunun senin için bir önemi var mı?

Eğer bir izleyici benim heykellerimden bir şey çıkaracaksa, plastik dilin yani bedensel ve maddesel anlatımın bazen sözcüklerden daha güçlü olduğunu hissetmesini isterdim. Çünkü sanat, anlatmakta zorlandığımız hisleri ve duyguları bulabildiğimiz, kelimelerin yetersiz kaldığı bir alan. Benim için sanatta her zaman duygunun var olması önemli bir noktadır. İzleyicinin de heykellerime bakarken kendince bir his ya da anlam bulmasını, kendi iç dünyasıyla bir bağ kurmasını değerli buluyorum.


İç Kaçış, 2022, Mermer, 38x16x16 cm

 Maalesef şu an eserlerim hakkında detaylı bilgi bulabileceğiniz bir web sitem yok, ancak benimle iletişime geçmek isteyenler doğrudan bana ulaşabilir. En kısa zamanda kendi işlerimle ilgili bir site kurmayı planlıyorum ve merak edenler, Instagram hesabım üzerinden site linkine ulaşabilecekler.

Yorum bırakın