Krizler, kaoslar ve dönüşümlerle şekillenen bir dünyada, Erdoğan’ın sanatı hem bir yansıma hem de bir cevap niteliği taşıyor. Kişisel hafızayla toplumsal deneyimi buluşturan eserlerinde, distopik gerçeklikleri çarpıcı bir görsel dille aktarıyor.
Bu röportajda sanat yolculuğunun başlangıcını, üretim sürecinde onu besleyen duyguları ve dijital sanatın pratiğindeki yerini samimi bir dille paylaşıyor.
“Kendimi arafta görüyorum. Yaşadığımız distopyayı resmeden, ama güzelliğe doğru yürümeyi bile kendisine hak görmeyen bir birey olarak hissediyorum.”
Röportaj: Büşra Beste Bal

Tuval Üzerine Yağlı Boya, 2021
Sanata olan ilgin nasıl başladı, bu ilgiyi profesyonel olarak hayata geçirme sürecinden bahseder misin?
Küçük yaşlarda, gazetelerdeki fotoğrafların üzerine gözlük ve bıyık çizerek resme ilgim başladı. Sonrasında sokaklarda yaptığım graffitiler, ders kitapları arasına çizdiğim karikatürler derken, üniversiteye farklı bir alanda hazırlanırken sınavı kazanamayınca “Ben ne yapacağım?” diye düşünüyordum. Tam o sırada ilkokul resim öğretmenim Jale Güler, “Erdoğan, ben seni resim bölümüne hazırlamak istiyorum” dedi. O an bu yolda ilk adımımı attım. Yedeklerden son sıralarda girdiğim üniversiteyi dereceyle bitirdim, ardından yüksek lisansımı tamamladım. Bugün eserlerim New York NFT.NYC gibi uluslararası etkinliklerde, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın düzenlediği Kültür Yolu Festivalleri gibi kapsamlı etkinliklerde sergileniyor.
Çalışmalarında hepimizi etkileyen toplumsal konulara değiniyorsun; insanları bu konuda nasıl etkilediğini düşünüyorsun? Bu anlamda eserlerine ilişkin aldığın geri dönüşlere örnek/örnekler verebilir misin?
Bir sergide bir sanatseverin resmimin başında dakikalarca düşünmesi, bir koleksiyonerin eserimi duvarına asması ya da bir sanat öğrencisinin eserimin röprodüksiyonunu yapması, bu distopik evrenin eleştirel estetiğini aktarabildiğimi gösteriyor. İzleyici eğer bir eser karşısında düşünmeye başlıyorsa, o anda kendi iç dünyasında küçük de olsa bir dönüşüm başlamıştır. Fransa’da yaşayan koleksiyonerim Bay Titi, çok etkilendiği NFT olarak koleksiyonuna eklediği bir eserimin New York’ta sergileneceğini öğrenince uçak bileti alarak NFT.NYC 2024 etkinliğine gitti. Bu, benim için çok kıymetli ve gurur verici bir andı.
Üretirken kendini tükenmiş hissettiğin oldu mu? Olduysa senin için eserlerine yansıması nasıl oldu? Motivasyon kaynağın nedir?
Neredeyse her eserimde bu duyguyu hissediyorum. Yaşadığım çevrede tanıklık ettiğim siyasal krizler, toplumsal kaoslar ve çevre felaketleri beni derinden etkiliyor ve bu duygularımı sanatla ifade etme ihtiyacı duyuyorum. Bu, zihinsel olarak beni yorsa da, doğa benim en büyük motivasyon kaynağım haline geliyor. Tükenmişliğimi dışa vurmak yerine doğada yeniden şarj oluyorum.

Tuval Üzerine Akrilik Boya, 2020
Son dönemde ağırlıklı olarak dijital işler (nft) üreten bir sanatçısın. Bu anlamda konvansiyonel çalışma yöntemlerine kıyasla dijitalin avantajları ve dezavantajları nedir?
Dijital sanatın birçok avantajı var. En önemlilerinden biri, deneme-yanılma sürecinin çok daha hızlı olması; örneğin bir hata yapıldığında sadece “Ctrl+Z” ile düzeltilebiliyor. Hızlı üretim, animasyon ve interaktif deneyimler gibi yeni ifade biçimlerine de olanak tanıyor. Ancak dijitalin dezavantajı, fiziksel eserin izleyicide yarattığı duyusal temasın eksikliği. Aynı zamanda dijital sanat, teknolojiye ve platformlara bağımlılığı da beraberinde getiriyor.
“İnsanın plan yapmasına dahi izin vermeyen bu çağda akıllarda oluşan ilk ve cevapsız tek soru -Yarın nasıl bir gün olacak?-“ sana ait bir soru. Peki sen bu soruya cevap verecek olsaydın cevabın ne olurdu?
Hemen bu sosyal probleme dair bir resim üretmeliyim!
“Gece İçin Bir Mum Düşledim” isimli eserinde üst üste yığılmış variller, hem yer hem gökyüzünü adeta kuşatıyor, bu doğrudan bir çevresel tahribat ya da insan eli ile yaratılmış bir distopya izlenimi yaratıyor. Renkler çoğu eserinde kullandığın gibi bu eserinde de koyu tonlarda. Bu hem kaotik hem de büyüleyici. Bu zıtlık modern dünyanın güzellikleri ve çöküşü arasındaki ince çizgiyi anlatıyor gibi. Bu çöküş ve güzellik arasında sen bir birey olarak kendini nerede görüyorsun?
Kendimi arafta görüyorum. Yaşadığımız distopyayı resmeden, ama güzelliğe doğru yürümeyi bile kendisine hak görmeyen bir birey olarak hissediyorum.

Tuval Üzerine Yağlı Boya, 2020
“Nefes Alamıyorum” adlı eserinde tek bir mesele değil çağımızın birden fazla sorununa değindiğini anlıyorum. Oyuncak ayı, pastel boya çizimleri ve figürün yalnızlığı kaybolan masumiyet duygusunu çağrıştırıyor. Figürün yetişkin mi çocuk mu olduğu belirsiz. Bu eser sana, hislerine dair ne tür izler taşıyor?
Bu eseri üretirken George Floyd’un öldürülme anındaki *nefes alamıyorum* sözleri beni derinden etkiledi. Bu distopya içinde her aldığımız nefes bir işkence mi, yoksa yarına dair bir umut mu; hâlâ emin değilim. Çocuksal travmalar ve arzulanan mutluluklar bir çocuğun boyama kitabında saklı kalırken kirlenen bu dünyaya direnen bir çocuğun tek desteği oyuncak ayı olabilir…

Tuval Üzerine Yağlı Boya, 2020
Son olarak güncel ve gelecek projelerinden bahseder misin?
İnsanın plan yapmasına dahi izin vermeyen bu çağda gelecek için plan yapması ne kadar zor olsa da
kişisel sergim için çalışmalarımı sürdürüyorum.







Yorum bırakın