Röportaj | Yetkin Gülmen “Korumaya çalıştığım tek denge hicvederken kimsenin onurunu kırmamak.”

Karikatür dünyasında kendine özgü üslubu ve ince mizah anlayışıyla yıllardır üretimlerinin sürdüren Yetkin Gülmen, ArtMeant* Project’in bu haftaki konuk sanatçısı.

Kendisiyle hem çalışmaları, hem gelecek projeleri hem de çizerlik üzerine oldukça samimi bir sohbet gerçekleştirdik. Keyifli okumalar!

“…herkes kendi mizahını yapıp yayma konusunda serbest, insanlar da seçmekte özgür. Ama kafalar sanki daha yanık, düşünsenize neredeyse tüm toplumlar kendilerini bir kabloyla şarj etmek zorunda gibi, yeni bir uzuv, inceden insanlık için küçük ama cyborglar için büyük bir adım…”

Yetkin Gülmen

Merhaba Yetkin öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için tüm ArtMeant* Project ekibi adına çok teşekkür ederim. Tabi ki hikayenin en başından konuşmaya başlayalım isterim.

Çizgiyle ilk temasın nasıl oldu? Karikatür çizmeye ne zaman ve nasıl başladın?

Çizgiyle ilk temasım beş yaş öncesi içgüdüsel olarak sivri bir cisimle duvarı kazımakla gerçekleşti, çizginin mucizevi ifadesini, anlamaya başladığım güneş, bulut, bina gibi kavram ve nesneleri çizerek fark ettim. Zamanla bu çizgiler derin bir oyuğa dönüşseler de mağara duvarına resim yapan insanlardan bana gelen genetik bir aktarım diyerek kendimi akışa bıraktım. Bunu takip eden yaşlarda babamın o dönemde her evin olmazsa olmazı mizah dergisi Gırgır Dergisi okuyucusu olması benim de karikatüre hızlı bir ilgi duymamı sağladı. Oradaki usta çizerlerin çizgilerini taklit etmeye çalışarak karikatür ve mizahla ilk bağımı kurmuş oldum.

Mizah anlayışını şekillendiren kişi veya eserler var mı? Özellikle etkilendiğin, bu anlamda seni besleyen şeylerden bahsedelim. Belki bir kitap, belki bir kişi..

Bu sorunun cevabı o kadar uzun bir liste ki ilkokul çağlarında kumaş pantolonlu ve ağzındaki iri ekmek parçasını çiğnerken “nerelisin?” diye soran çocuktan çeşitli aile bireylerine, okuduğum kitaplardaki karakterlerden tutun da mizah dergilerinde okuduğum tiplere ve onların çizerlerine kadar uçsuz bucaksız bir yelpaze ve hala da yeni etkilenecek birçok yazar çizer, kişi, kurum ve kuruluş yeşermeye devam ediyor 🙂

“Esnek ile Geniş” karakterleri nasıl doğdu? Bu karakterlerin temsil ettiği dünya senin için ne ifade ediyor?

Esnek ile Geniş karakterleri aslında hep vardı ki Karagöz ve Hacivat bunun en güçlü örneklerinden biri, ben sadece kendi versiyonumu buldum. 

“Esnek ile Geniş, Yetkin Gülmen”

İlk başlarda Peluş Kafa diye tek başına zeki ve hergele bir kız çocuğu çizmeye çalışmıştım. Hazır cevap, pratik zeka, marjinal ve ağzı bozuk bir tip olarak çıktı ama hiçbir yerde yayınlanmadı daha sonraları sanırım askerden döndüğüm 2003-4 arası aklıma bir ilişki çizme fikri geldi; bu defa ikisi de boş veren, rahat, anı yaşayan marjinal ve beş parasız tipler olacaktı ve kendi hayatımdan referanslarla kendi ikircikli iç sesim, içimdeki kadın ve erkeğin dışa vurumu, partnerlerimle olan ilişkilerim vs… Tam bu sırada Amerikalı Peter Baggie adlı çizerin Hate adlı çizgi roman serisine denk geldiğimde benzer frekansta olduğum başka çizerler olması beni çok heyecanlandırdı. İlk olarak Kemik, Penguen ve Lombak dergilerinde yayınlanan bu tipler ilk başlarda çok ergen bir beyinden çıktığı için underground ve kriminal tiplerdi. Zamanla benimle birlikte olgunlaşarak evrim geçirdiler ve yıllar sonra Uykusuz dergisinde Ersin Karabulut’la üzerinde konuşmamız üzerine yeniden doğdular. O zamandan beri de devam ediyor. Bu evrimdeki ara form sayılabilecek çizgi öykü serisinin adı Sıradan Bir Gün ama bu başka bir röportajın konusu olsun..

Karakterlerinin bu kadar sevilmesini sağlayan sence nedir? Bu anlamda aldığın yorumlardan seni en çok etkileyen hangisi olmuştu?

 Sanırım insanlar Esnek ile Geniş’i kendi samimi arkadaşları gibi görüyorlar, yani eve Demet ve Koray gelse mi daha rahat karşılarsınız, Bülent Ersoy mu? 

Bir de sanırım herkesin aslında hayal ettiği bir tür ilişki bilemiyorum. Ne kadar gerçek bilmem ama intihar etmekten Demet ve Koray sayesinde vazgeçtim diyen olmuştu. Dolaylı olarak böyle bir durumu engellediysem ne mutlu.

Uykusuz dergisi kültür tarihimizde olduğu kadar kişisel yaşamlarımızda da oldukça kıymetli bir yere sahip. Ama senin için apayrı bir anlamı olmalı.. Dergiyle yollarınız nasıl kesişti? Oradaki üretim ortamı senin için nasıldı?

Uykusuz dergisinin benim için anlamı kadim bir ateşin devamı, ikinci ev, ikinci bir aile, sığınacak liman gibi oldu. Gerçi çalıştığım bütün mizah dergilerinde aynı hisleri ve heyecanı yaşadım. İster istemez bu heyecanı sürdürenlerle birlikte yol aldım. 

Dergiyle yollarım da aslında ilk söylediğim gibi aile evinin rutini ve dergi okuma alışkanlığımın hızla gelişmesiyle kesişti. Öyle bir tutkuya dönüştü ki çizer olabilmek, mizahçı olabilmek benim için birçok şeyden daha ön planda oldu. 

Zorlu ve uzun bir amatörlük sürecinden sonra o trene atlayabildim. Herkesin çok zeki, komik ve deli olduğunu düşünün ve bu insanların hepsi bir şey ifade etmeye çalışıyor. Çok yoğun emek barındıran bir laboratuvar gibi.

“Yetkin Gülmen, Karakterler”

Uykusuz’un kapanma sürecine de değinelim isterim. Derginin kapandığı dönem bir devir kapandı adeta.. Bunun sende bıraktığı his neydi? Buna istinaden Türkiye’de mizah dergiciliği sence nasıl bir evrim geçirdi?

Tabii ki çok üzüldüm. Derginin kapanma nedeni daha çok ekonomik ama tabii internetle birlikte gelişen sosyal iletişim araçlarının çok daha hızlı olmasıyla da ilgili. Basılı yayın dijitalleşmenin karşısında yavaş kaldı ama yine de rafine bir zevke dönüştü, her ne kadar yavaşlasa da asla biteceğine inanmıyorum, belki daha kişisel yayınlara dönüşebilir ama bitmez. 

Zaten Uykusuz aylık olarak tekrar çıkmaya başladı ve bir çok sevilen çizeri bünyesinde tutuyor. Kaçırmayın!

Çizimlerine toplumsal konular sık sık yansıyor. Senin için mizah ve eleştiri dengesi nedir? Veya bunun bir dengesi var mıdır?

Bence mizahın hiçbir sınırı olamaz ama yine de toplumsal birçok hassasiyete göre kendimizi frenliyoruz, bazen bizim yaklaşımımızı taraf olarak algılıyorlar ama değil. Ben çoğunlukla neye uyuz olduysam onu çiziyorum. Konunun öznesi beni sevmediği taraf olarak düşünüp ona göre savunmaya geçiyor ama bilmiyor ki ben sevmediği tarafa da uyuz olabiliyor ve çiziyorum. Bu konuda korumaya çalıştığım tek denge hicvederken kimsenin onurunu kırmamak.

Dijitalleşmeyle birlikte karikatür üretimi ve bunu paylaşma biçimleri de değişti. Değişen ve değişmeye de devam eden bu kanallar ve paylaşma biçimlerine ilişkin senin düşüncelerin neler? Artık daha kolay veya zor dediğin noktalar var mı?

Dijital kanallardaki paylaşımların geri bildirimi de çok hızlı olduğundan aslında iyi bir tarafı var, günümüzde basılı yayını bu kadar geniş kitlelere ulaştırmak hem masraflı hem de imkansız. Yeni nesil diyoruz ama her nesil artık okumaktan çok kaydırarak izleme alışkanlığını benimsedi, çünkü zahmetsiz. 

Şu an sokaklardan savaş meydanlarına kadar milyonlarca veri insanların göt cebinde izlemeye hazır durumda. Mizah desen herkes kendi mizahını yapıp yayma konusunda serbest, insanlar da seçmekte özgür. Ama kafalar sanki daha yanık, düşünsenize neredeyse tüm toplumlar kendilerini bir kabloyla şarj etmek zorunda gibi, yeni bir uzuv, inceden insanlık için küçük ama cyborglar için büyük bir adım. Herkes canlı kanlı karikatür oldu sanki.

Şu anda üzerinde çalıştığın yeni projelerin var mı? Yakın gelecekte bizleri neler bekliyor?

Şu an Esnek ile Geniş 3’ü baskıya hazırlıyorum. Eylül, ekim gibi baskıya girecek sanırım, arkasından Benim Cici Hayatım adında bir çizgi öyküm var onu kitaplaştırıyorum, Anne ve Oğul adında bir seriye başlamıştım ama araya bir ton şey girdi, o da devam edecek. 

Bir de geç kalmadan Esnek ile Geniş’ i diziye dönüştürmek gibi bir fikrim var bunlar dışında hala aylık @uykusuzdergisi, @muzıiyayinda ve sosyal medya hesaplarımda güncel çizgi öyküler ve karikatürler paylaşmaya devam edeceğim.

Genç çizerlere ve karikatürist adaylarına ne gibi önerilerin olur? Sence bu yolculukta neye tutunmalılar?

Gençlere ve karikatürist adaylarına vereceğim tek tavsiye her ne yapıyorsanız çok çalışın, ilerleyen teknoloji neyse onu öğrenin ama günün birinde bir göktaşı düşer dijital sıçarsa diye de düşünüp geleneksel malzemeleri de yabana atmayın. Dijital mecraların da hazırcılığına kapılıp tembel olmayın, yemezler.

Yorum bırakın