“Resimlerimdeki gerilimin temel sebebi ya da izleyicide uyandırdığı etkilerin kaynağı mekân olarak algılanabilir.Metropol çağrışımı yapan bir mekân yerine ufku görebileceğimiz kırsal alanlara yer verilmesi resmin üzerinde gözlerini gezdiren izleyiciye bir taraftan içine doğduğu doğayı ve hayvani yönlerini hatırlatırken bir taraftan da bir resme bakıyor olması ve bunun bir sanatçının aklından çıkıp izleyicinin karşısına geçmesi insan aklının yaratıcılığını ve sanatın doğaya karşı verdiği bir muharebeyi betimlemektedir.”
Röportaj: Meryem Özbahar
Kenan Filiz kimdir? Sanat pratiği nasıl şekillendi?
Bilindiği üzere sanatçının ürettiği eserleri sanatçıdan bağımsız düşünmek olası değildir. Sanatçının içine doğduğu çevre, kültür ve diğer dış etmenler her sanatçıda olduğu gibi benim sanata bakış açımı ve pratiklerimi şekillendirmiştir. İçine doğduğum kültür ve sahip olduğum kimlik, çalışmalarımın içerik ve estetik bağlamında şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.
Taşrada doğup büyüyen birisi olarak, insan doğasını ve dünya ile olan çelişkili yapısını gözlemlemem ve analizini yapmam daha yakından ve samimi bir hal almıştır. Taşradan metropole uzanan yolculuğumda sanatın farklı dinamiklerini fark ederek çalışmalarımı bu bağlamda kurguladım. Bu kurgulamaya sebep olan ve sanatla iç içe bürünen bir yapıya sahip olmanın kırılma noktası Eskişehir’de üniversite eğitimine başlayarak sanat yolculuğumda teorik ve pratik detayların algılanması, zihnimdeki sanatsal düşünceleri farklı çağrışımlar geliştirerek zenginleştirmiştir. Eğitim almak özellikle de sanat eğitimi almak birçok keşif ve donanımı beraberinde getirse de sanatın varoluşsal yaratıcı yönlerini törpülediğini düşünüyorum, sık sık bu törpülenmiş etkiyi kendi çalışmalarımda da hissediyorum ama unutmamak gerekir ki çağdaş sanatçı bilgiden, gündemden ve güncel dünya sanatından habersiz çalışmalar üretmesini beklemek kuru bir ağacın meyve vermesini beklemek kadar zor olacaktır.
Resim benim için ne ifade ediyor sorusunu defalarca kendime sormuşumdur. Uzun yıllar sonra bulduğum cevap, resmin insanın varoluşu gereği iletişim ve dil ihtiyacını gideren bir yapı, bir uzam ve bir savunma mekanizması olduğuna dair düşüncelerimdir.
“Kimsin Sen” ve “Aidiyet” eserlerin üzerinden beden ve kimlik kavramına nasıl yaklaşıyorsun?
Resimlerimde figür kullanmak bir kişiyi ya da o hikâyeye ait bir karakteri temsil etmek yerine beni ve bütün insanlığı temsil eden bir metafor olmuştur. Benim için mekânın içinde yer alan beden ilk bakışta sıradan bir insanmış gibi gözükse de gerek pozisyonu gerek konumlandırılması ya da biçimsel olarak şekillendirilmesi resmin alt metninde yer alan kavramların görsel bir ifadesi olarak algılanabilir. Özellikle “Kimsin Sen” ve “Aidiyet” çalışmalarımda üzerinde durduğum kavramlar oto sansür, mekân ve aidiyet olarak düşünülebilir. İnsanın kendisini bir bağlama ait hissetmesi ya da hissetmemesi bu duyguyu ortaya çıkarmak için bazı çabalarda bulunması veyahut onun insani varlığını şekillendiren kimliğini kendi iradesiyle gizlemesi çalışmalarımın değindiği temel konulardır. İnsanlık tarihinden bu yana bedene karşı olan yaklaşımlar farklılık göstermiştir. Toplumların var ettiği ahlak kuralları, dinler, kültürler ve insan doğası, bedeni her çağda ve her çevrede farklı sunmaktadır. Benim bedene olan yaklaşımım insanı doğasından ayıran aklın ev sahipliği yaptığı bir mekandır. Bu mekân çoğu zaman dış etmenler tarafından şekillendirilmiştir.

“Kimsin Sen” çalışmasında ise kompozisyon olarak figürün kafası görünmeyecek şekilde yerleştirilmiştir. İfadeyi ve kimliği tanımlamamıza sebep olan yüzün gösterilmemesi oto sansürün varlığını işaret etmektedir. Aynı zamanda oto sansürün yapısındaki muğlaklığa gönderme yapmaktadır. 2 çalışmanın ortak noktası ise izleyici figürle göz teması kuramamaktadır, bu temasın kurulamaması izleyicinin daha rahat bir konumda olmasına sebep olurken resimde yer alan figürün mekandaki gerilimli halini ortaya çıkarmaktadır.

“İncir Yaprağı” ve “Masayı Yapan Nedir” eserlerinde nesneler üzerinden bir anlatı kuruyorsun.Bu nesneler, kolektif hafızaya mı yoksa bireysel mitolojine mi dayanıyor?
Aslına bakılırsa “İncir Yaprağı” ve “Masayı Yapan Nedir” çalışmalarımda kolektif hafızaya yönelik bir yaklaşım söz konusudur. Algıladığım mitolojik hikayelerin ve kültürel belleğin zihnimdeki dönüşümlerinden etkiler bulmak mümkündür. Tek tanrılı dinlerin yayını olan kutsal metinlerin sıklıkla bahsettiği bir hikâye olan başlangıç hikayesi, yani Âdem ve Havva’nın hikayesi incir yaprağı çalışmasının çıkış noktasıdır. Tevrat ve İncil gibi kutsal metinlere baktığımızda Âdem ve Havva’nın dünyaya gönderdiklerinde bir utanma duygusuna kapılarak yanlarındaki incir ağacından yapraklar alarak mahrem yerlerini örttükleri anlatılır. Bu hikâyede yer alan incir yaprağı kapatıcı bir nesne konumundadır. Benim çalışmamda ele aldığım şekliyle ise bu nesne bir özneye dönüşerek sansürün ve beraberindeki çağrışımların bir temsili haline getirilmiştir. Bu çalışmada incir yaprağı bağlamından koparılarak yeni bir bağlama taşınmış ve bu sefer incir yaprağının kendisi sansürlenmiştir, sansürlenen incir yaprağı insanlık ve sansür ilişkisine dair doğru ve yanlışları sorgulamaktadır.

“Masayı Yapan Nedir” isimli çalışmamda ise gündelik yaşamda kullanılan sıradan bir nesne olan masa, bir oluşum sürecini ve etmenlerinin simgelemektedir. Doğasından akla sahip olduğu için ayrılan ve çelişen insan düşünme eylemi doğrultusunda birçok nesneyi var etmiştir. Bu çalışmanın odaklandığı temel nokta insan doğasındaki vahşiliğin yerine aklın yaratıcı yönlerine yapılan bir olumlama sunmasıdır. Nesneler benim için anlamın taşıyıcısıdır, insanlık nesnelere her dönemde ve kültürde birçok anlam yüklemiştir. Hem hafızanın mekânı olmuşlardır hem de kendi mekânsal var oluşlarıyla hafıza ve anlama dair yeni öneriler ortaya koymuşlardır. İncir yaprağı denildiğinde Âdem ve Havva’nın örtünmesinden günümüze kadar gelen imgesel hikâyeyi çağrıştırıyor olma hali nesnelerin anlamları taşıdığının en önemli göstergesidir.

“Doğal ve Yapay” ile “Kavak Ağaçları” eserlerinde insan-doğa ilişkisini nasıl kurguluyorsun?
Doğa, benim resimlerimde nostaljik bir alandan ziyade varoluşsal ekolojik bir düzeni simgelemektedir. Doğal olan ile insan eliyle inşa edilen arasındaki gerilim resimlerinde nasıl bir dil oluşturuyor? sorusuna bir yanıt aramak gerekirse, bu gerilimi izleyiciye sunduğu ifadeyi biçim, renk, kompozisyon ve bir biçeme dair bütünlüğün oluşturduğu yapıda bulmak mümkün olacaktır.“Doğal ve Yapay” ve “Kavak Ağaçları” çalışmalarım diğer çalışmalarda olduğu gibi ele aldığım temel kavramların detaylarını şekillendirerek biçemime hizmet etmektedir.

Resimlerimdeki gerilimin temel sebebi ya da izleyicide uyandırdığı etkilerin kaynağı mekân olarak algılanabilir.Metropol çağrışımı yapan bir mekân yerine ufku görebileceğimiz kırsal alanlara yer verilmesi resmin üzerinde gözlerini gezdiren izleyiciye bir taraftan içine doğduğu doğayı ve hayvani yönlerini hatırlatırken bir taraftan da bir resme bakıyor olması ve bunun bir sanatçının aklından çıkıp izleyicinin karşısına geçmesi insan aklının yaratıcılığını ve sanatın doğaya karşı verdiği bir muharebeyi betimlemektedir. Psikanalizin insanlığa sunduğu birçok kaynak insanın kendisini anlamasına yardımcı olmaktadır. Benim de sıklıkla ilham aldığım psikoanalitik argümanların çalışmalarıma form ve kavram bağlamında oldukça önemli etkileri oluyor. Doğa ve insan ilişkisi hemen hemen her sanatçının ele aldığı ve kurguladığı bir mesele haline gelmiş ve insana dair soruları da şekillendirmektedir.
“Bir An Sonrası” ve “Yarın Ne Olacak” eserlerinde zaman kavramına nasıl yaklaşıyorsun?
Bahsi geçen çalışmalarımda zamana karşı olan yaklaşımım genel bir zaman kavramından ziyade anlık ve bir hali belirten zamana yönelik. Zaman ile ilgili pek çok şey söylemek mümkün, zaman kavramı benim çalışmalarımda aslında öncül kavramlar arasında değil ama her çalışmamın zamansız olmasına yönelik kurgular oluşturmayı amaçlıyorum. Yaptığım resim bundan 1.000 yıl öncesine de değinmeli 1.000 yıl sonrası için de zamansız olup her anın içinde dolaşabilmeli. Geçmişin bilgi ve kültürünü günün dinamikleriyle birleştiren ve geleceğe doğru götüren bir yol olarak algılamak mümkün.
“Bir An Sonrası” isimli çalışmamın çıkış noktası akan bir zamanı ifade etmek. Eylemin öncesi ve sonrası olarak düşünülmeli, sinematik bir kompozisyonla ele aldığım bu çalışmayı bir filmin anlık bir karesini yakalamışım etkisiyle kompoze ettim. Figürleri biçimsel olarak konumlandırmam da bu anlatımın desteklemektedir.

“Yarın Ne Olacak” isimli çalışmama gelecek olursak çalışmamın ismi aslında birçok soruyu beraberinde getirmekte, yarın ne olacak? olumlu, olumsuz, politik, kültürel ve insani olguların nasıl bir şekle gireceğine dair düşünceler uyandırmaktadır. Diğer çalışmalarımda olduğu gibi bu çalışmamda da nesneler tam olmak yerine bölünerek betimlenmiştir, bu bölünmeler anlama dair bozulmaları gerilimi ve aidiyet algısının okunmasına dair yeni bir perspektif oluşturmaktadır. Eserlerimde geçmiş, şimdi ve geleceğin iç içe geçişini nesnelerin varlıklarından okuyabiliriz, bu okuma nesnenin formu, işlevi, tasarımı, dönemi ve temsil ettiği anlam doğrultusunda gerçekleşebilir. Plastik bir sandalyeyle ahşap işlemeli klasik bir koltuk benzer işleve sahip olsalar da farklı anlamları ve zamanları taşımaktadırlar, çalışmalarımın genelinde bu 2 farklı nesneye de sık sık yer vermekteyim.

İlham kaynakların neler? Günlük hayatın, kişisel deneyimlerin ya da okuduğun metinler sanatsal üretimini nasıl şekillendiriyor?
İlham, pek sevdiğim bir kelime değildir çünkü sanatçı ilham beklemez ya da ilhamla bir şeyler yapmaz ve sanatçı bir çalışma yapmak için düşünmeye başlayıp sıfırdan bir yaratım süreci kurgulayamaz, çalışma zaten kendini var etmiştir sanatçı ise bunu görünür kılacaktır. Bu, eserin kendini var etmesine değinecek olursak, sanatçının doğumundan itibaren algılamaları, gözlemleri, okumaları (sadece kitap değil genel bir okuma), bakış açısı ve bunları nasıl bir bağlamda ele aldığı eserin niteliğine dair önemli unsurlardır. Bilindiği üzere sanat eseri daha önce var olmamıştır, sanatçı onu oluşturmuştur ama bu oluşum uzun yıllar birçok farklı kaynaktan beslenmenin sonucunda gerçekleşir. Sanat adı altında bir şeyler yapmak için kollar sıvandığında içtiğiniz sudan, bir insanın en ufak hareketine kadar her şey sizi beslemeye başlar. Bu beslenme rastgele ne var ne yok olarak şeklinde algılanmamalı, doğru oranlarda doğru unsurların zihne aktarılması olarak düşünülmeli. Çalışmalarımın geneline bakıldığında sembolist bir yaklaşıma sahip olduğumu anlayabilirsiniz. Semboller ve metaforlara olan ilgim gereksiz birçok detayı ortadan kaldırarak çok az şeyle çok fazla şey anlatabilmektedir. Küçük bir sembol sayfalarca metne eş değer olabilir o yüzden olması gerek ki çalışmalarımdaki sade kompozisyonlar ve kavramı taşımayan hiçbir nesnenin olmaması çağdaş bir yaklaşımla kavramsal bir vizyona odaklanıyor olmamdan kaynaklanabilir.
Gelecek projelerin neler? Sanat pratiğin nereye evrilmek üzere?
İlerleyen zamanlarda birçok farklı teknikle beraber disiplinlerarası yaklaşımları da denemek istiyorum. Şu anda zaten bu isteğe yönelik birçok fikir zihnimde beliriyor ama planlı hareket eden bir yapıya sahip olduğum için aşamaları bozmadan sağlam bir ilerlemeyle hareket ediyorum. Sık sık dile getirdiğim gibi malzeme bir araçtır, önemli olan sanatçının biçemini aktarabilmesidir bu aktarımlarla birlikte de çağdaş bir yaklaşımı beraberinde getirmektedir. Henüz planımda olan proje ve sergiler net değiller fakat sanatçı kimliğim dahilinde birçok sergi ve projeyi elbette takip ediyorum ve birçoğunda da yer alıyorum almaya da devam edeceğim. Önemli olan samimiyetle bir şeyler yapabilmek, zaten sanat samimiyetin ve bilginin olmadığı yerden koşarak gider ama birçok tırnak içinde sanatçı, sanat yaptığını zanneder ve onu değerlendirenler de onun sanat olduğunu zannederek ödüllendirilirler. Günümüzde hala birçok resim yarışmasında 1.000 yıl önce de yapılan geleneksel bir manzara resmi ödül alabiliyorsa çağdaş sanatçının iş oldukça zor.
Kenan Filiz Kimdir?
2000 yılında Yozgat’ta doğdu.2018 yılında liseden mezun oldu ve aynı yıl Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünde lisans eğitimi almaya başladı. 2022 yılında Anadolu üniversitesi resim bölümünden mezun oldu. Aynı yıl Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Resim ana sanat dalında yüksek lisans yapmaya başladı. Sanat üretiminde çoğunlukla yağlıboyaresimler üzerinden ilerleyen Kenan Filiz , çalışmalarında insanı , insan eylemlerini ve yaşamı sorguluyor . Aynı zamanda ilkel bir dil , sembolist bir yaklaşımla ifade ediyor . Şu an Eskişehir’deki atölyesinde çalışmalarına ve yüksek lisans eğitimine devam etmektedir.
Sergiler:
2021 – Oda Art Galeri BİZ-SİZ-LER Karma Resim Sergisi – Eskişehir
2022 – Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Mezuniyet Karma Sergisi – Eskişehir
2022 – Türkiye Jokey Kulübü 11. Resim Yarışması Sergisi – İstanbul
2022 – BASE 22 İz ve İletişim Karma Sergisi – İstanbul
2022 – Umut Resim Yarışması Karma Resim Sergisi – Ankara
2023 – Bazaart Projesi 12. Edisyonu Karma Sergisi – İstanbul
2023 – Nurbiye UZ Anısına Karma Resim Sergisi – Eskişehir
2023 – Aidiyet Karma Sergisi – Eskişehir
2023 – Cumhuriyetin 100. Yılı Karma Resim Sergisi – Kocaeli
2023 – Uzak Yakın Karma Sergisi – İzmir
2024 – Yüz Yüze Karma Resim Sergisi – Eskişehir
2024 – Mehmet Akif’i Düşünmek Karma Sergisi – Eskişehir
2024 – Vallus Karma Sergisi – Eskişehir
2024 -BASELECTED 24 Karma Sergisi – İstanbul
2024 – 3. Hayal Melodileri Resim Yarışması Sergisi – Eskişehir
2024 – Yalçın Gökçebağ Yarışması Resim Sergisi – İstanbul
2024 EN ROUTE Karma Sergisi – Bodrum
2025 Bazaart Projesi 14. Edisyonu Karma Sergisi – İstanbul
2025 Yüzey Gerilimi Karma Resim Sergisi – Bilecik







Yorum bırakın